MANİSA'NIN ÖKSÜZ ÇOCUKLARI: "YUNTDAĞLILAR"
Mehmet Emin Sofuoğlu

Mehmet Emin Sofuoğlu

MANİSA'NIN ÖKSÜZ ÇOCUKLARI: "YUNTDAĞLILAR"

23 Ekim 2018 - 10:48

Ege’nin unutulmuş kırsalı, bilinmeyeni, mahzun Yuntdağı.

Adını duyduklarında yalnızca dağlık bir bölge sanıyor kimileri. Oysa antik çağlardan bu yana köklü bir yerleşim alanı olagelmiş, muhteşem coğrafi güzellikleri de içerisinde barındıran bir bölge.


 


Sırasıyla Yunanlılar, Lidyalılar, Persler, Makedonya Krallığı, Romalılar ve Bizans hakimiyetinde kalan Manisa, 1313 yılında Manisa ve çevresinin Saruhanoğulları tarafından alınmasıyla bölgede Türk hakimiyeti başlamıştır.


 


Türkmenler, 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra iskan için yavaş yavaş bölgeye gelmeye başlamışlar, Saruahanoğulları’nın Manisa’yı fethetmesiyle de, Yuntdağı’nda varolagelmişlerdir.


 


Manisa’ya yaklaşık 20 km uzaklıktan itibaren eteklerinden yavaş yavaş Yuntdağı’na çıkmaya başlarsınız. Zirveleri, Manisa’ya şehir merkezinden yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta, Ege sahilinden (Aliağa ve Şakran’dan) yaklaşık 10 kilometre içerde kalır.


 


Manisa Yunusemre, Şehzadeler, Saruhanlı, Akhisar, Soma ilçeleri ile İzmir’in Aliağa, Kınık ve Bergama ileçelerinin orta yerinde kalan Yunt Dağı’nın, İzmir’e bakan yamaçları ne kadar kuraksa, Manisa’ya bakan yüzü ise bir o kadar yeşildir.


 


Manisa’dan Yunt Dağı’na farklı çıkış güzergahları vardır. Manisa’dan İzmir’in Aliağa, Bergama ve Kınık ilçelerine gidecekseniz eğer, normal güzergahtan yaklasık 30 km kısaltarak kestirme olarak, asfalt yolla Yuntdağı’nın zirvesine çıkıp-inerek geçebilirsiniz.


 


Yuntdağı’na giderken geçeceğiniz yollar, rengarenk kır çiçekleri, şifalı sular ve aralarında abdestbozan otları, sığır kuyrukları ve pırnal meşelerinin yetiştiği volkanik kayalar ile bezelidir. Bu bazalt taşlar, eskiden Yunt Dağı evlerinin ve ağıl duvarlarının vazgeçilmez malzemesiydi.


 


Ege’de hiçbir bölge yoktur ki, Yunt Dağı’nın mütevazi insanları kadar orada yoksullar yaşıyor olsun.


 


Sessiz bir çığlık gibi aslında Yuntdağı…


 


Bazen orta yerinden akan Koca Derenin sesi olur bu çığlık, bazen de Pelitalan, Maldan, Örselli ve DağYenice köylerinde dokunan kızıl renkli halılardaki desenler.. Bazen köy köy yapılan hayır yemeklerinde okunan mevlid, bazen dere kıyılarında demlenen közde çayın kaynayan suyu çığlık olur..


 


Yuntdağı, yurdumuzun en batısında, lüksü, konforu olmayan, sade yaşamıyla kimselere derdini anlatamayan dilsiz bir çocuk gibi.


 


Bu dağda yayılan inekler, koyunlar ve keçiler zayıf ve cılızdır. Çok süt veremezler ama bu sütün ve ondan yapılan yoğurdun, peynirin, tereyağının, kırmızı (sade) yağın tadını da, ayranın köpüğünü de başka hiç bir yerde bulamazsınız. Tavukların koyu sarılı hakiki yumurtasının lezzetini söylemeden geçemeyeceğim.


 


Hele o kırmızı narların, bardacık yemişlerin (incirlerin), sert ve sulu armutların, kayısıların, eriklerin, çağla bademlerin, çileklerin, şerbet gibi dutların ve sayamadığım daha nice meyvelerin lezzzetlerini, tatmayan bilmez, tadan tarif edemez!



Yunt Dağları’nda karşınıza en çok çıkan ağaç hiç şüphesiz Çitlembik ya da yöre halkının deyişiyle Melengiç Ağacı’dır. Uzun ömürlü ve her dem yeşildir bu ağaç. Yunt Dağı insanının hayatında ayrı bir yer tutar. Bölgenin sembolü gibidir desem, abartmış sayılmam.


 


Çok değil, 1970’li yıllara kadar köylünün yağını çıkarıp sofrasına katık, kandiline yakıt ettiği bu ağaçların çoğu, yaklaşık 15-20 yıl önce aşılanarak Antep fıstıklarına dönüştürüldü. Eskiden Yunt Dağı’nın neredeyse her köyünde birer tane olan çitlembik değirmenleri, günümüzde de yok artık. Son yıllarda çitlembik yağının mucizevî faydalarının idrakine yeniden varan bazı köylüler, evlerinde az da olsa çitlembik yağı çıkararak bu yağdan bittim sabunları yapıyorlar. Tavsiye ederim, çok da güzel.


 


Yunt Dağları’na çıkıp ailece dolaşmak istediğiniz zaman, dilediğiniz köyde sıradan bir evin önünde durup kapısını tıklatırsanız, mutlaka el üstünde misafir edileceğinizin garantisini veririm.


 


Ailece yapacağınız bir Yuntdağı yolculuğunda, siz de mutlaka bittim sabunu, çifte kavrulmuş Antep fıstığı, mevsim bahar ise kokulu yayla çileği, melengiç kahvesi, tereyağı, yumurta ve bugün az da olsa dokunmaya devam eden meşhur Yunt Dağı halı ve kilimlerinden mutlaka alın.


 


Hani bazı insanlar vardır, eğitim almadan ressam olurlar, heykeltraş olurlar, ozan olurlar. Binlerin yüreğine ve aklına dokunur yaptıkları eserler. Devlete, millete yük olmadan, helal rızkının peşinde koştuğu için ter kokan, ama sahtelik kokmayan, gözü tok, gönlü tok kanaatkar Yuntdağı insanları da böyledir. Samimi, geçimli, üretken, mütevazi ve vatansever..


 


Yazıma, ikinci bölümünde, Yuntdağı’nın fakir ama cömert ve misafirperver, unutulmuş, kalkındırılmamış ama devletine, milletine sadık vatanperver yiğit insanlarını anlatarak devam edeceğim. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar